PLEIADES NEDİR?

Şifanın Algoritması

Şifanın Algoritması

Şifanın Algoritması, Şifa özünde modern karşılığı olmayan kelimedir

ŞİFANIN ALGORİTMASI

Şifa özünde modern karşılığı olmayan kelimedir.

Şifa ile ilgili bir yazı yazmanın önemli bir zorluğu vardır. Şifa; zihin boyutunda ifade edilemeyen bir şeye işaret eder. Bu yazı basitçe benim kendime yolculuğumun dışavurumudur.

Amaç size şifayı öğretmek veya onun hakkında bilgi vermekten çok size gerçek doğanızı doğrudan keşfetmeniz için ilham vermektir.

Şifa günümüzde her zamankinden daha anlamlı. Tarihte yalnızca Şifanın ne olduğunu değil, neyi unuttuğumuzu da unuttuğumuz bir durumdayız.

Bu unutma, benlik illüzyonudur. Biz insanlar, çoğumuz günlük hayatlarımıza odaklanmış bir durumda yaşarız, kim olduğumuzu, neden burada olduğumuzu veya nereye gittiğimizi çok az düşünürüz ya da hiç düşünmeyiz.

Çoğumuz gerçek benliğimizin, bilincimizin, isim, form ve düşüncenin ötesinde olanın hiç farkına varmadık. Sonuç olarak da bu sınırlı bedenler veya isimler olduğumuza inanıyoruz.

Farkında olarak veya olmayarak, kendimizi özdeşleştirdiğimiz bu sınırlı benlik yapısının öleceği ve yok olacağı korkusuyla yaşıyoruz.

Günümüz dünyasında yoga, dua, meditasyon gibi dinsel veya spiritüel pratikler izleyen insanların çoğu koşullu ve ezberlenmiş teknikler uygulamaktadır.

Bu da onların sadece ego (Sınırlı Benlik) yapısının bir parçası olması anlamına gelir. Sorun, arayış ve eylem değil, cevabı dışsal bir formda sınırlı algınızla bulduğunuzu düşünmektir.

Şifacılık, Zihnin daha ileri bir düzeyde kışkırtmasıdır. İnsani olmaktan çok insan yapımıdır.

Ego yapısı, daha fazla para, güç, sevgi ve her şeyin daha fazlasını ister. Sözde şifa yolunu izleyenler daha üstün, daha usta, daha sakin, daha barışçıl, daha aydınlanmış olmak isterler.

Bu yazıyı okumanızın bir tehlikesi de zihninizin şifaya sahip olmak isteyecek olmasıdır.

Daha da tehlikelisi, zihniniz şifaya zaten ulaştığını düşünebilir. Ne zaman bir hedefe ulaşma arzusu söz konusu ise, egonuzun iş başın da olduğundan emin olabilirsiniz. Şifa, bir şeye ulaşma veya kendinize bir şey katmakla ya da gelişmekle ilgili değildir.

Şifa’yı idrak etmek, ölmeden önce ölmeyi deneyimlemektir. Yaşam ve ölüm ayrılmaz bir döngü ve dönüşümdür.

Başlangıcı ve sonu olmadan sonsuza yayılır. Ölüme sırtınızı döndüğünüz zaman yaşamı da reddetmiş olursunuz. Kim olduğunuzu ya da kim olmadığınızı deneyimlediğiniz zaman, yaşam veya ölüm korkusundan özgürleşebilirsiniz.

Kim olduğumuz, bize toplumumuz ve kültürümüz tarafından yani dışardan gelen bir bilgi olarak verildi ve aynı zamanda seçimlerimizi yöneten daha derin bilinçaltı kalıplarının ve duygularının köleleriyiz.

Bilinç ve Ego yapısı

Epifiz bezi – Otonom Sinir Sistemi, Ego yapısını tekrarlama güdüsü ve dürtüsünden başka bir şey değildir.

EGO, canlılar için olumlu da olsa olumsuz da olsa, enerjinin basitçe bir kez izlediği yolu tekrar izleme eğilimidir. Hafızanın veya zihnin sonsuz katları vardır, sarmallar içinde sarmallar.

Bilinciniz bu zihin veya ego yapısı ile tanımlandığı zaman sizi matriks olarak isimlendirebileceğiniz sosyal koşullanmaya bağlar. Egonun farkında olabileceğimiz yönleri vardır, ancak bizi asıl yöneten, ilkel varoluşsal korkulardır.

Şifanın Algoritması ile Tüm bunların oluşturduğu morfik alanlar, yaşamımızı kısır bir duygusal döngü içinde tekrar ettirerek kendini yeniler.

Hazza tutunan ve acıdan kaçan sonsuz kalıplar duygusal sorunlara dönüşür… İşimiz, ilişkilerimiz, inançlarımız, düşüncelerimiz ve yaşam biçimimiz.

Çoğu insan matriksi hayatlarıyla besleyerek esaret altında yaşar ve ölür. Hapishanelere kapatılmış hayatlar yaşarız. Hayatlarımız çoğu zaman acı ve ıstırap ile doludur ve aslında özgür olduğumuz hiç aklımıza gelmez.

Geçmişten miras kalan hayatı bırakmak, orijinal hayatı yaşamak mümkündür. Hepimiz bu dünyaya biyolojik yapılarla fakat öz farkındalığımız olmadan geldik.

Küçük bir çocuğun gözlerine baktığınızda çoğunlukla benliğin izi yoktur, sadece parıldayan bir boşluk vardır. İnsanın zamanla dönüştüğü kişi, bilincinin üzerine giydirilmiş bir maskedir.

Uyanmış bir kişide bilinç, kişilik ve maske kalıplarından özgürleşmiştir. Kendiniz olduğunuzda kişiliğinizle tanımlanmazsınız.

Taktığınız maskeler olmadığınızı bilirsiniz. Ama rolü devam ettirmekten geri kalmazsınız. Karakterimizle özdeşleştiğimizde bu illüzyondur, benlik illüzyonu. Şifa hayat oyununda kişilik rüyasından uyanmaktır.

Zihnimizin koşullu dünyası tek bildiğimiz dünya. Fakat zihnin ötesinde başka bir dünya var.

Dualitik algının ötesinde. Kim olduğunuz gerçeğini bulabilmek için hapishaneyi ve tüm bildiklerinizi arkanızda bırakmak ister misiniz?

Şifayı deneyimlemek için dikkati düşüncelerden ve kavramlardan, nesnelerden uzaklaştırıp kendi oluş halimize yöneltmek gerekir.

Bir kişi hep deniz seviyesinde yaşamışsa, yükseklere yavaş yavaş alışarak çıkması gerekir. Her yeniye uyum sağlamakta olduğu gibi yeniyi keşfetmek ve eskiden sıyrılmak için samimiyet gerektirir.

Zihin bilinç için bir hapishaneye benzetilebilir. Hapishanede değilsiniz, hapishanenin kendisisiniz. Hapishane bir illüzyondur.

Hayali bir benlikle kendinizi tanımlandıysanız uykudasınız demektir.

Hapishanenin farkına varınca, eğer illüzyondan kurtulmak için savaşırsanız, o zaman illüzyona gerçeklik verirsiniz ve uykuda kalmaya devam edersiniz, ancak bu sefer rüya kabusa dönüşür.

Sonsuza dek gölgelerle savaşır veya onlardan kaçarsınız.

Şifa ayrı benlik veya Kişisel yapı rüyasından uyanmaktır. Şifa, ben dediğim hapishane ile kendimi tanımlamaktan uyanmaktır.

Asla gerçekten özgür olamazsınız çünkü nereye giderseniz gidin hapishane sizsiniz.

Uyanış ve Şifa zihinden veya hapishaneden kurtulmakla ilgili değildir, tam tersine onunla özdeşleşmezseniz hayat oyununu daha keyifle deneyimlersiniz, arzu veya korku olmadan oyunun tadına olduğu gibi varırsınız.

İnsan bilinci bir sürekliliktir. Bir kutupta, insanlar koşullu benlikleriyle tanımlanırlar. Diğer uçta ise Şifa vardır, benliğin sona ermesi. Süreklilikte şifaya doğru her adım, ızdırabı azaltır.

Daha az acı hayatın acısız olacağı anlamına gelmez. Şifa acı ve haz dualitesinin ötesindedir.

Anlamı daha az zihin olması, olacak olan ne olursa olsun direnç yaratan daha az benlik olması ve kederi yaratanın direnç olmasıdır.

Şifanın Algoritması ile şifanın bir kez bile farkına varmak, sürekliliğin diğer ucunda ne olduğunu fark etmemizi sağlar. Maddesel dünya ve kişisel çıkardan başka bir şey olduğunu görmek.

Şifa’da koşullu benlik yapısı sona erdiği zaman egosal düşünce, benlik, dualite ortadan kalkar ancak ben veya benliksizlik, varlık bilinci hala vardır.

Bu boşlukta yeniden doğuş vardır. Öz benliğin, dualite veya tüm sürekliliğin çok ötesinde olduğunun farkındalığı ve olma hali.

Öz Bilinç zamansız, değişmezdir, hep şu an ve şimdidir. Şifa, başlangıçtan beri var olan Bilinçle, makro ve mikro benliğinizin birleşmesidir.

Şifanın Algoritması ile kendinizi benlikle tanımlamayı bırakınca, kim olmadığının ve kim olduğunuzun farkındalığına erişirsiniz. Kendinin, olma halinin farkına varmak kişinin yolculuğunun sadece başlangıcıdır.

Çoğu insanın, Şifayı yaşamın diğer yanları ve boyutları ile bütünleştirmeden önce, onu teknikler uygulayarak sayısız kez deneyimleyip kaybetmesi gerekecektir.

Uygulamalar sırasında varlığınızın doğasına dair derin kavrayışlar veya benlik sorgulamaları tecrübe edip, sonra kim olduğunuz gerçeğini unutarak kendinizi tekrar eski kalıplar ve düşünceler içinde bulmanız sıra dışı bir olay değildir.

Şifa’da siyah ve beyaz, karanlık ve aydınlık aynıdır. Siyah ve beyaz, aydınlık ve karanlık “TEK BİLİNÇ” tir.

Bu zihninize saçma gelir, çünkü zihin dualite ile var olur.

İnsanlar dünyanın durumu veya kendi mutsuzlukları için hep kendileri dışında bir şeyleri suçlamak isterler.

Bu başka bir kişi, belirli bir grup veya ülke, din veya bir çeşit yönetici, illuminati veya matriksdeki gibi hissedebilen makineler olabilir.

Şifanın Algoritması ile şifa gerçekleştiğinde ve siz uyandığınızda, farkına vardığınızda, bir yöneticinin, bir makinenin, günden güne hayatınıza etki eden suçladığınız her şeyin varlığı belirmeye başlar.

Bu sizsiniz. Benlik yapınız birçok küçük, kodlardan ve alt programlardan veya küçük efendilerden oluşur.

Bir küçük efendiler yemek ister, diğeri para, makam, mevki, güç, seks ve hakimiyet. Bir diğeri başkalarının ilgisini ister.

İstekler gerçekten sonsuzdur ve asla tatmin edilemezler. Hapishanelerimizi dekore etmek için çok fazla zaman ve enerji harcarız, maskelerimizi süsleme derdine düşeriz, küçük efendileri besler ve onları daha güçlü hale getiririz.

Uyuşturucu bağımlıları gibi, küçük efendileri tatmin etmeye çalıştıkça sonuçta daha fazlasını isteriz. Özgürlüğün yolu kişisel gelişim veya benliğin amaçlarını tatmin etmek değil, kişiliğin gündeminden tamamen vazgeçmektir.

Şifanın Algoritması ile bazı insanlar uyanışın, kişiliklerini ve hayatın zevkini kaybetmeleri anlamına geldiğini düşünerek bundan korkarlar. Aslında doğru olan tam tersidir, Bilincin kendini ifadesi ancak koşullanmış benlik aşıldığında ortaya çıkan bir durumdur.

Matriksin içinde uykuda olduğumuz için çoğumuz öz bilincimizin anlatmak istediğinin farkına varamayız.

Şifaya giden yol hem kendini sanal benliğimizi gözlemlemeyi hem de değişmeyen gerçek doğamızın farkına varılmasını kapsar.

Eğer zihin, şifanın ne olması gerektiğine dair bir fikre uydurmak için teşhislerle ve tekniklerle dünyayı değiştirmeye çalışırsa, bu, aynadaki görüntüyü değiştirmek için yansımayı değiştirmeye çabalamaya benzer.

Aynadaki görüntüyü gülümsetmek için yansımaya müdahale edemezsiniz, yansımanın gerçek kaynağı olan kendinizin farkına varmanız gerekir. Kendinizin farkına vardığınız zaman, bu dışarıdaki herhangi bir şeyin değişmesi gerektiği anlamına gelmez.

Ancak maskenizi gözlemleyebildiğiniz ve ondan özgürleştiğiniz zaman kim olduğunuzun ve olmadığınızın farkına varabilirsiniz.

Biz insanlar hiç gelmeyen bir geleceğe hazırlanmak için sürekli çabalıyoruz ve sonra ölüyoruz. Dışarıdaki mücadelede asla başarılı olamayacağız, çünkü o sadece iç dünyamızın bir yansıması.
Şifa neyi değiştirebilir? Şifayı kendimizde neye bakarak anlayacağız? Olana karşı içsel direncimizin olup olmadığına.

Mücadele bırakıldı, dahası mücadele eden kişinin hayal ürünü olduğu fark edildi. Bireysel irade veya akıl, kozmik irade veya akılla uyumlandı. Şifa, istisnasız tüm değişen durumlara karşı bütün içsel direncin terk edilmesidir.

Koşullardan bağımsız iç huzuru idrak eden kişi gerçek Şifa’ya ulaşmıştır. Direnci bırakmanızın sebebi herhangi bir şeye karşı umursamazlık değil, içsel özgürlüğünüzün dışsal olandan bağımsız olmasıdır.

Gerçekliği olduğu gibi gördüğümüzde, bunun dünyada bir şeyler yapmaktan vazgeçtiğimiz anlamına gelmediğini anlamamız gerekir.

Durum bunun tam tersidir; bilinç dışı koşullanmalar ve kalıplar tarafından manipule edilmeden özgürce hareket edebildiğimizde, öz enerjimizin tüm gücünü toplayarak varoluş ile uyumlu şekilde davranmak mümkün olur.

Birçok kişi şifa verebilmek için, algıladığımız sorunlara ve hastalıklara karşı teknik ve yöntemler geliştirerek mücadele etmek gerektiğini savunacaktır.

Şifa için teşhis ve yöntem geliştirmek, sessizlik için bağırmaya benzer; sadece istenmeyen şeyin daha fazlasını yaratır. Bugünlerde her şeye karşı teknik var;

Her teknik aslında kendimizle savaştır. Savaş kolektif bir zihinsel yanılgının bir parçasıdır. Şifa istediğimizi söyleriz, ama varoluşla mücadele etmeye devam ederiz.

Şifadan yanayız diyerek kendimize yalan söyleriz, ama kalıplar ve ezberlenmiş eylemlerle yaşama devam ederiz.

Daha iyi bir yaşamı istediğimiz konusunda kendimizi aldatırız. Kendimizle yüzleşmekten kaçan gizli yanlarımızı görmek istemeyiz.

Dönüşümün ilk gerçekleşmesi gereken kendimiziz. Ancak o zaman varoluşla uyumlanma tamamlanacaktır. O zamana kadar yaptığımız her şey, halihazırda zihin tarafından yaratılmış olan sanal hapishanenin temellerini güçlendirecektir.

İnsanlar, karanlık olmadan ışık, boşluk olmadan doluluk, üzüntü olmadan mutluluk istiyor. Zihin ne kadar işe karıştırılırsa iç dünyamız o kadar parçalanmış hale geliyor.

Egosal zihinden gelen her çözüm, bir sorunun var olduğu düşüncesine dayalı ve her çözüm, çözmeye çalıştığı şeyden daha büyük bir sorun haline geliyor.

İnsan zihni yeni antibiyotikler yaratırken doğa daha kurnaz hale ve bakteriler daha güçlü hale geliyor.

Nerede yanlış yapıyoruz?

Büyük bir gücümüz var, ama onu kullanacak bilgelikten yoksunuz. Sorun, kullandığımız zihni anlamıyor olmamız. İnsan zihninin, doğru kullanımını ve amacını bilmiyoruz.

Şifa gerçekleştiğinde koşullardan ve kalıplardan bağımsız hale geliriz, yaratabiliriz, çünkü artık belirli bir bakış açısına bağlanmış benlik yoktur.

Einstein şöyle der, “İnsanın gerçek değeri, öncelikli olarak kendisini benlikten ne ölçüde kurtarabildiği ile ölçülür.”

Zihnin varlığı kötü değildir, zihin kalbin hizmetindeyken harika bir araçtır.

Çoğu insan şifacı, bilinçli ve uyanık olduğunu düşünür. Zaten uyanmış olduğunuza inanıyorsanız, sahip olduğunuza inandığınız şeye ulaşmak için neden keşfetmek isteyesiniz ki?

Uyanışın mümkün olabilmesi için uykuda olduğunuzu ve matriksin içinde yaşadığınızı fark etmeniz gerekir.

Hayatınızı dürüstçe, kendinize yalan söylemeden gözden geçirin.

Tekrarlayan robotik yaşam kalıplarınızı istediğinizde durdurabiliyor musunuz? Haz aramaya ve acıdan kaçınmaya son verebiliyor musunuz, bir takım aktivitelere, eğlencelere bağımlı mısınız?

Kendinizi ve başkalarını sürekli yargılıyor, suçluyor ve eleştiriyor musunuz? Zihniniz sürekli uyarıcılar arıyor mu, yoksa sadece sessizlikte tatmin bulabiliyor musunuz? İnsanların hakkınızda ne düşündüklerine tepki veriyor musunuz?

Makinaya benzer doğanızı gözlemlemeye başladığınızda daha uyanık hale gelirsiniz. Sorunun derinliğini fark etmeye başlarsınız.

Tamamıyla düpedüz uykudasınız, bir rüya içinde kayıpsınız. Bu gerçeği duyan çoğu kişi hayatlarını değiştirme isteği veya yeteneğinden yoksun olacak, çünkü tanıdık kalıplara bağlanmış durumdalar.

Gerçekle yüzleşmektense kafamızı kuma gömeriz. Kurtarıcı bekleriz, ama çarmıha kendimiz çıkmak istemeyiz.

İç dünyanızı değiştirirseniz, dış yaşamınızı da değiştirmeye hazır olmanız gerektiğini anlamalısınız. Eski kimliğiniz, yeni filizin üstünde yeşereceği toprak haline gelmelidir.

Uyanışın birinci adımı, kendimizi maske ile tanımlandığımızı fark etmektir. İçimizdeki bir şey bu gerçeği duymalı ve uykusundan uyanmalıdır.

Sanal dünyamız ve yalan hayatlarımız dikkatimizi dağıtıyor, bizi eğlendiriyor, bizi sürekli yapmakla, tüketmekle, açgözlülükle meşgul ediyor ve Şifa dan uzaklaşıyoruz.

Özünüz, kısıtlı benlik yapısı ile özdeşleşerek köleleştirildi.

Şifanın Algoritması, Egosal akılla tanımlanmak hastalıktır, çaresi şifadır ve şifa uyanıştır.

Sık Sorulan Sorular

Bu Meditasyona ihtiyacım var mı ?

Meditasyon yapmanın, stres ve korku, kaygı, gibi zorlu duyguları anlamada ve çözümlemede fiziksel ve ruhsal sorunlarda yardımcı olduğunu duymuş olabilirsin.

Şu an bu ve benzeri duyguları yoğun yaşamadığını ve hayat kalitenin verimli olduğunu varsayalım.

Aile ve iş yaşamında, sosyal ilişkilerinde mutlu olduğunu, stresli, endişeli, kaygılı ve korku dolu olmadığını, geçmiş ve gelecek düşüncelerinin duygusal baskı yapmadığını, depresyon ve panik atak gibi yaşam kaliteni düşüren sorunlar yaşamadığını, fiziksel sağlığının yerinde olduğunu ve ruhsal, fiziksel ve duygusal sorunlarının hayatında yer kaplamadığın, sezgisel algılarının açık ve her şeyin yolunda gittiğini varsayalım.

Böyle zamanlarda kendine “Her şey bu kadar iyi giderken gerçekten meditasyon yapmaya ihtiyacım var mı?” diye sorabilirsin.

Kısaca cevap: Evet, ihtiyacın var.

 

Pleiades Şifa ve Farkındalık Meditasyonunun Faydaları

 

Pleiades Şifa ve Farkındalık meditasyonu, geçici bir soruna karşı geliştirilen anlık bir çözüm değildir:

Aynı fiziksel egzersizler gibi hem kısa hem de uzun vadeli faydaları olan farklı bir enerji meditasyon yöntemidir.

İstediğimiz fiziksel görünümü elde edene kadar spor yapıp sonra aniden bıraktığımızda bedenimizin aynı kalmayacağını, uzun vadeli bir kalıcı değişim yaratmak istiyorsak sporu düzenli yapmamız gerektiğini biliriz.

Aynı şekilde, zihnimizin doğasında kalıcı bir farkındalık hedefliyorsak meditasyon yapmayı bir alışkanlık hâline getirmeli ve bir rutine oturtmalıyız, aynı zamanda bunu keyif haline getirmeliyiz.

Bedendeki kasları çalıştırmanın aksine, meditasyon pratiğinin etkilerini kolayca gözlemleyebiliriz.

Yapılan çalışmalar, meditasyon yapmanın beyinde fiziksel değişimler yarattığını gösteriyor.

Bununla birlikte, zihnin değiştiğini fark edebilmek, bilinen meditasyon yöntemlerine oranla Pleiades Şifa ve Farkındalık Meditasyonu aracılığı ile oldukça kolay.

Eğer meditasyonun faydalarına dair tereddütlerin varsa veya seni harekete geçirecek sebeplere ihtiyaç duyuyorsan işte birkaç neden:

Akışkan Beyin: Beynimiz ve bağışıklık sistemimizin bağlantısı.

80’lİ yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar gösteriyor ki beynimizin, vücudun farklı bölgelerine gönderdiği kimyasal uyarılarda bağışıklık sistemi hücrelerimiz de görev alıyor.

Bu da demek oluyor ki beynimiz ne zaman düşünceler, duygular veya duyumlarla ilgili bir sinyal gönderse bu sinyal bağışıklık sistemimize de  iletiliyor. Dolayısıyla bağışıklık sistemimiz, beynimiz ile devamlı bir etkileşim İçinde.

Hatta bu etkileşimden dolayı bağışıklık sistemine “akışkan beyin” deniyor ve araştırmalara göre düzenli meditasyon pratiği yapmak akışkan beynin güçlenmesinde rol oynuyor.

Meditasyon aracılığıyla dikkati artırmak.

Farkındalık meditasyonunun, dikkati ve odaklanmayı arttırıyor oluşu elbette bir sır değil. Birçok bilimsel araştırma, sadece 4 gün arka arkaya farkındalık meditasyonu yapmanın, dikkati koruyabilme süresini arttırdığını ve aktif hafızayı geliştirdiğini gösteriyor.

Beden Algısının Gelişmesi.

Farkındalık meditasyonunun bir diğer şaşırtıcı etkisiyse beden algısını geliştirmesidir.

Aynı zamanda beden gizli zekâsı ismini verdiğimiz biyolojik zekanın aktive olması şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşmamıza neden oluyor.

Beslenme perspektifinden bakacak olursak 2011 yılında yürütülen farklı bir klinik çalışma da yalnızca birkaç gün bilinçli farkındalık meditasyonu yapmanın, stres temelli yeme davranışlarım büyük ölçüde azalttığını ve yemekten alınan keyfi arttırdığını gösteriyor.

Düzenli meditasyon pratiği, günlük hayatımızı dönüştürebilecek daha pek çok olumlu etkiye sahip.

Sadece anlık değil, uzun süre içinde gelişen ve kalıcı hâle gelen faydaları da var.

Dolayısıyla zorlu dönemlerin yanı sıra, kendimizi biraz daha iyi hissettiğimiz zamanlarda da meditasyon pratiğini uygulamaya özen göstermeliyiz.

Ancak bu şekilde kaçınılmaz olarak karşılaşacağımız zorlu durumlara bugünden hazırlık yapabilir ve olayları yaşarken duygusal baskılara maruz kalmadan kolayca sorunları çözebiliriz.

Bu meditasyonun etkileri hayatıma nasıl yansır ?

Hayatımız boyunca hayatın nasıl olması gerektiğine dair güçlü kalıp yargılara maruz kalırız. Zihnimiz sürekli başarmak, daha fazla hedefe ulaşmak ve birden fazla görevle aynı anda başa çıkmakla uğraşır. Koşturan zihnimiz de kimi zaman tüm bu zorlu duygularla bile temasta kalabilmek için desteğe ihtiyaç duyar.

Günümüzde gittikçe artan hayat tempomuzun içinde rekabetçi bir yaşam, yetersizlik ve geride kalmışlık hissini deneyimliyor, zihnimizin sürekli olması gerekenden daha fazla düşünme ve çabalama hâliyle günlük hayatımızı devam ettirmeye çalışıyoruz.

Meditasyon pratiğinin hayatımıza getirdiği değişim ve dönüşümleri anlatmadan önce beynimizin yapısına değinelim.

Beynimizde sinir hücreleri, yani nöronlar, gruplar halinde bulunur. Hep tekrar eden düşünce ve davranışlar, daha çok nöronun bir araya gelmesine ve gruplar oluşturmasına neden olur.

Bir davranış veya tavır tekrar edildikçe onunla ilgili nöron ağı güçlenerek büyümeye başlar, zaman içinde de beynimiz, o ağı daha sık kullanmaya meyleder.

Aynı şekilde, yoğun stres altındaki kişilerde beynin sağlıklı karar alma yetisiyle ilişkili bölgesi daha verimsiz çalışır ve en ufak bir uyarıcıda güçlü duygusal tepkiler vermeye neden olan bölge, bu kişilerde daha gelişmiştir.

Klinik deneyler gösteriyor ki her gün 20 dakika olmak üzere ortalama 8 hafta meditasyon yapan kişilerde, eski tavır ve düşüncelerin taşıyıcısı olan nöron ağları çözülmeye başlıyor.

Böylece farkındalık, yeni bir alışkanlık olarak gelişirken bununla bağlantılı yeni bir nöron grubu her geçen gün güçlenmeye başlıyor.

Beynin karar verme, odaklanma ve hafıza işlevlerini gerçekleştiren neokorteks fiziksel olarak kalınlaşırken aşırı duygusal tepkilerle yıkıcı tavırlar sergilememize neden olan Amigdala küçülüyor.

Meditasyon yapan bireyler,

-Çevresinde olan bitenlere dikkat etmeye başlıyor ve bu kişilerin konsantrasyonu artıyor.

-Kendi duygularını anlamlandırmaya başlıyor ve hem kendisiyle hem de çevresiyle ilişkileri olumlu yönde gelişiyor.

-Farkındalığını o ana getirerek keyfini sürebiliyor, böylece stres ve kaygılarından uzaklaşabiliyor.

-Uyku problemleri ile temasa geçebiliyor, onları çözmeye yönelik bir adım atabiliyor.

-Geçmişi ve geleceği iyi analiz ederek hayatıyla ilgili doğru kararlar verebiliyor.

Düzenli meditasyon pratiğiyle günlük hayatın yoğun temposu içinde durabilmeyi ve ana tanıklık edebilmeyi öğrenebiliyoruz. Bedenimizdeki hisleri tanımlayabiliyor, nefesin yatıştırıcı etkisini deneyimliyor ve hatta beynimizin yapısını da andan ana dönüştürebiliyoruz.

Her gün düzenli meditasyon pratiği yaptığımızda eski zihinsel yapılarımız yavaş ve etkili biçimde çözülmeye ve değişmeye, beynimizin yapısı da bu bağlamda dönüşmeye başlar.

Yani, bir yandan hayat algımız ve şu anda mevcut olabilme yeteneğimiz gelişirken bir  yandan da kalıcı olarak beynimizi dönüştürürüz.

Ancak unutma, değişimi görebilmek için her gün, kendine bu zamanı ayırmalısın. Pratiğini düzenli olarak devam ettirdiğin takdirde kendinde fark ettiğin değişimlere inanamayacaksın

Meditasyonun Strese Etkisi

Birçoğumuz farkında olmasak da hayatlarımız koşuşturma içinde geçerek sınırlarımızı zorlamamıza sebep olabilir. Bu durumda, kendi ihtiyaçlarımızı görmezden gelerek motivasyonumuzu kaybedebilir, kendimizi devamlı zorlamanın hem duygusal hem de fiziksel sağlığımız için yarattığı zararları fark edemeyebiliriz.

Düzenli olarak meditasyon yapmak hız hayatlarımızın içinde yavaşlamak, bir anlığına durup gündelik kararlarımıza yön veren içsel değerlerimizi hatırlamak için çok güzel bir fırsat olabilir. Bu açıdan meditasyon, kendimize dönmemiz, ihtiyaçlarımızı hatırlamamız, mental ve fiziksel sağlığımızı korumamız ve sınırlarımızı çizmemiz için bir araç.

Meditasyon yaparak yeterli zamanımız olmadığı hissiyle strese girdiğimiz, her şeyin bizi kontrol ettiğini düşündüğümüz veya kendimizi çıkmazda hissettiğimiz anları fark edebilir ve zaman içinde duygularımızı ve iyi halimizi dengeleyebiliriz.

Meditasyon bir ağrı kesiciden çok bir öğrenim süreci

Kendimize hatırlatmamız gereken bir şey var ki o da meditasyonun tüm problemlerimizi anında çözebilecek bir ağrı kesici olmadığı. Meditasyon, aslında hayata farklı açılardan bakabilme pratiği ve bu pratiği alışkanlık haline getirerek bu yolculukta daha sabırlı olmayı deneyebiliriz.

Pleiades Hangi Hastalıklara İyi Gelir ?

Meditasyon hastalık için değil sağlık için yapılan bir çalışma olup tedavi yöntemi değildir.

Sağlık, tüm varlığımızın duygusal, zihinsel, ruhsal ve fiziksel boyutlarımızın dengede olması anlamına gelir. Eğer bu boyutlar arasındaki denge bozulursa ortaya farklı hastalıklar çıkar.

Hastalıklar dengenin bozulmasından ortaya çıkan semptomlardır. Meditasyon Seansları hastalıklarının sebebi olan dengesiz durumun dengeye döndürülmesi ve dengenin korunması amaçlı uygulanmaktadır.

Eğer bir tedavi yöntemi olsaydı sadece hasta olan insanların meditasyon yaptığına şahit olabilirdik. Ancak meditasyonu hasta olan veya olmayan her insan uygulamaktadır.

İşte bu durum bize meditasyonun sağlığı korumak ve dengeye yeniden kavuşmak için yapıldığının bir kanıtı oluyor.

Pleiades Şifa ve Farkındalık Meditasyonu Biyoenerji midir ?

Biyoenerji hastalık odaklı, meditasyon sağlık ve denge odaklıdır.

Biyoenerji, bireyin belirli bir hastalık üzerine kendi beden enerjisini kullanarak uyguladığı bir terapidir.

Meditasyon ise bireyin kendi beden gizli zekasını uyandırarak çaba harcamadan, teknik ve ritüel kullanmadan tüm varlığına (Aura, eterik beden, fizik beden, duygu beden ve ruhsal beden) format atmasıdır.

Bir hastalığın alt nedenleri vardır. Bu bir bilinçaltı kaydına, inanca veya duyguya bağlı olabilir.Bu alt nedenler çözümlenmeden hastalık yok edilse dahi yeniden farklı bir formda hayatımıza olumsuz etki eder.

Bir araba düşünelim ve birde şöförü olsun. Şöför sürekli uykuya daldığı için kaza yapıyor ve her kazadan sonra arabasını yaptırmaya götürüyor.

Fakat bu şöför sık sık uyuduğu için benzer kazalar yapıyor.

Şimdi arabayı mı tamir etmek gerekir yoksa şöförü uyandırmak mı ?

Biyoenerji arabayı tamir ettirmektir.

Meditasyon ise şöförü uyandırmak ve arabayı tamir ettirmek hem de kaza yapma riskini minimuma indirmektir.

Eğer siz de beden gizli zekanızı meditasyon çalışması ile uyandırırsanız hem varlığınız kendi kendini formatlar ve iyileştirir hemde siz artık bu yolla bir daha kolay kolay dengenizi bozmazsınız.

Biyoenerji hastalık odaklı, meditasyon sağlık ve denge odaklıdır.

Herkese Uygulama Yapılabilir mi ?

Meditasyon çalışmalarını her insan yapabilir. Meditasyon için her hangi bir ayrım yapılmaksızın herkese uygulama yapılabilir.

Eğitim seminerine katılırsam kesin öğrenebilir miyim ?

Meditasyonu herkes yapabilir. Bu potansiyel her insanda olan bir özellik olduğu için, potansiyelini farkeden herkes bu yeteneği doğal olarak kullanabilir.

2 günlük bir eğitim programı öğrenmek için az bir zaman değil mi ?

Eğer seminelerde teknik bir öğreti eğitimi verilseydi 2 günlük eğitim yeterli olmayacaktı.

Seminerlerde kendinizde mevcut olan beden gizli zekası aktive edildiği ve hemen deneyimleyebildiğiniz için 2 günlük seminer yeterli gelmektedir.

Bu seminerler sizde olanı size hatırlatmak ve bunu deneyimle farkettirmek amaçlıdır. Unuttuğunuz bir özelliğinizi hatırlamak bir anda olduğundan 2 günlük seminer tüm uygulayıcılar için gayet yeterli bir süredir.

Bireysel seans mı almam gerekir ? Yoksa eğitim mi almalıyım ?

Bireysel seans veya eğitim arasında ki fark, bireysel seansta bir meditasyon uygulayıcısına ihtiyacınız olmasıdır. Eğitim programında ise kendi kendinize uygulama yapabilir duruma geldiğiniz için zaman ve yer sınırı olmaksızın her daim kendinize uygulama yapabilirsiniz.

Bu yüzden tercih her zaman size kalmaktadır.

Kaç bireysel seans almam gerekir ?

Bu seanslarının aralıkları ise tamamen sizin bedeninizin durumuna göre değişir.

3 ila 20 gün arasında değişen aralıklar meditasyon uygulayıcınız tarafından belirlenir.

Beden gizli zekası nedir ?

Beden gizli zekası, bedenimizin bütünlüğünün, ruhsal ve duygusal dünyamızın dengesi sağlayan evrensel zekadır.

Bedenimizde bir yaralanma veya hastalık meydana geldiğinde bedenimizin kendi kendini iyileştirme potansiyeli vardır. Bu potansiyelin ne zaman ve nasıl çalışacağını belirleyen ve organize eden zeka beden zekasıdır.

Seans sırasında görülen hareketler neden oluyor ? Sebebi nedir ?

Seans sürecinde ve sonrasında bedenimizde muhtelif bölgelerde veya bütün bedenimizde istemsiz kas hareketleri görülebilir.

Beden otonom sinir sisteminin dengelenmesi ve özellikle parasempatik sinir sistemimizin aktive olması esnasında sık görülen geri bildirimlerdendir.

Beden iyileştirici ve yenileyici hormonlarının salgılanmasından sorumlu olan parasempatik sistem aktive olduğunda titreşim seviyesini değiştirir. bu esnada elektriksel bir dengelenme olduğundan istemsiz kas hareketleri görülebilir.